Prag’da Yaşamak: Şehrin Turistlerin Görmediği Tarafı

 Prag’a turist olarak gelmekle burada yaşamak birbirinden oldukça farklı iki deneyim.

Turistken Charles Bridge, Old Town, Prag Kalesi, bira ve güzel manzaralar görüyorsunuz. Burada yaşamaya başladığınızda ise işin içine tramvaylar, market alışverişi, ev kiraları, bürokrasi, Çekçe kelimeler, kışın gri hava, arkadaş çevresi ve bir noktadan sonra hangi tramvayın gece kaçta geçtiğini ezbere bilmek giriyor. :)

Benim Çekya ile tanışıklığım aslında Prag’dan önce başladı. Yıllar önce Erasmus için Brno’ya geldim. Sonrasında hayat beni tekrar Çekya’ya getirdi ve bugün hayatımın büyük bölümü Prag’da geçiyor.

Bu nedenle bu yazı klasik bir “Prag’da gezilecek yerler” rehberi değil.

Daha çok, buraya yaşamaya veya uzun süre kalmaya gelecek birinin önceden bilmesinin faydalı olacağını düşündüğüm küçük notlar.

1. Prag düşündüğünüzden daha kolay bir şehir

İlk geldiğinizde Çekçe tabelalar ve hiç tanımadığınız sokak isimleri biraz göz korkutabiliyor.

Ama şehir sistemini çözdüğünüzde günlük hayat aslında oldukça kolaylaşıyor.

Metro, tramvay ve otobüs ağı sayesinde şehir içinde birçok yere arabaya ihtiyaç duymadan ulaşabilirsiniz. Bir süre sonra Google Maps’e bile bakmadan hangi tramvaya bineceğinizi öğrenmeye başlıyorsunuz.

Benim için Prag’da yaşamın en rahat taraflarından biri kesinlikle ulaşım.

2. Ama Çekçe birkaç kelime hayat kurtarıyor

Prag’da özellikle merkezde İngilizceyle hayatınızı büyük ölçüde devam ettirebilirsiniz.

Fakat burada yaşamaya başladığınızda marketten apartman yönetimine, devlet dairesinden kargoya kadar İngilizcenin her zaman yeterli olmadığını fark ediyorsunuz.

Akıcı Çekçe konuşmak başka bir konu ama birkaç temel kelime bile günlük hayatı ciddi şekilde kolaylaştırıyor.

“Dobrý den”, “děkuji”, “prosím” gibi basit kelimelerle başlamak bile insanlarla iletişimin tonunu değiştirebiliyor.

Benim tavsiyem şu:

Çekya’da birkaç ay kalacaksanız İngilizce yeter.

Birkaç yıl yaşayacaksanız en azından temel Çekçeyi öğrenmeye başlayın.

3. Prag küçük görünüyor ama semt seçimi önemli

Prag haritada çok büyük görünmeyebilir fakat yaşadığınız semt günlük hayatınızı ciddi şekilde etkiliyor.

Prague 1’de yaşamakla Prague 9’da yaşamak aynı deneyim değil.

Bir yerde turistlerin, restoranların ve gece hayatının tam ortasındasınız; diğerinde daha sakin, daha yerel ve günlük yaşama dönük bir Prag görüyorsunuz.

Bu nedenle ev seçerken sadece merkeze kaç kilometre olduğuna değil;

  • metro veya tramvaya yakınlığına,

  • gece ulaşımına,

  • marketlere,

  • işe veya okula gidiş süresine

bakmak bence daha mantıklı.

İleride Prag’ın farklı bölgelerini tek tek değerlendirdiğim ayrı bir yazı da hazırlayacağım.

4. Bürokrasi sabır öğretiyor

Yurtdışında yaşamaya başladığınızda romantik Avrupa hayallerinin yanına küçük bir paket daha geliyor:

evraklar.

Vize, oturum, MOI, adres bildirimi, sigorta, noter, banka ve çeşitli resmi işlemler...

İlk zamanlarda hangi kurumun ne yaptığını anlamak bile başlı başına bir iş olabiliyor.

Ben de yıllar içerisinde bu süreçlerin birçoğunu yaşayarak öğrendim.

Bu blogda özellikle MOI işlemleri, oturum süreçleri, noter, Czech POINT ve expatların sık karşılaştığı resmi işlemler hakkında ayrı ayrı kısa rehberler paylaşacağım.

Ama burada tek tavsiyem:

Resmi bir işlem söz konusuysa internette beş yıl önce yazılmış bir forum mesajına güvenmeyin. Kurallar ve prosedürler değişebiliyor.

5. Araba şart değil

Prag’da yaşamak için kesinlikle araba sahibi olmanız gerekmiyor.

Hatta sadece şehir merkezinde yaşayan ve çalışan biriyseniz bazen araba avantajdan çok park problemi haline gelebiliyor.

Diğer taraftan Çekya çevresini gezmek, hafta sonları Almanya, Avusturya veya Polonya’ya gitmek ya da şehir dışında daha fazla vakit geçirmek istiyorsanız araba ciddi özgürlük sağlıyor.

Ben de uzun süre arabasız yaşadıktan sonra sonunda araba aldım.

Çekya’da ikinci el araç almak, sigorta, devir işlemleri, park izinleri ve “Prag’da gerçekten araba almaya değer mi?” konusu da ayrı bir yazıyı hak ediyor.

6. Prag sadece Old Town değil

Prag’a ilk kez gelen birçok insanın yaptığı en büyük hata bence bütün zamanını Old Town–Charles Bridge–Castle üçgeninde geçirmek.

Buralar kesinlikle görülmeli.

Ama yaşadıkça şehrin asıl keyifli taraflarının biraz dışarıda kaldığını görüyorsunuz.

Parklar, nehir kenarları, lokal publar, küçük kafeler, farklı mahalleler ve turistlerin pek uğramadığı mekanlar şehrin bambaşka bir tarafını gösteriyor.

Bu blogda özellikle bu konuya biraz fazla gireceğim. :)

Sadece “Prag’da en iyi 10 restoran” gibi listeler değil;

ilk buluşmada nereye gidilir?

Arkadaşlarla cuma akşamı nerede buluşulur?

Tek başına bir şey içmek istiyorsanız neresi rahat?

Turistik ama yine de gitmeye değer olan yer hangisi?

Instagram’da çok güzel görünüp gerçekte gitmeye değmeyen yer neresi?

Geceyi uzatmak istiyorsanız nereye geçilir?

gibi daha gerçek hayatta kullanılabilecek öneriler paylaşmak istiyorum.

7. Gece hayatı düşündüğünüzden çok daha çeşitli

Prag’ın gece hayatı sadece turistlerin gittiği büyük kulüplerden ibaret değil.

Cocktail barlardan küçük publara, rooftop mekanlardan underground kulüplere, Latin gecelerinden Bachata partilerine kadar oldukça farklı seçenekler var.

Tabii her mekan herkese uygun değil.

Bir yer 22 yaşındaki bir öğrenci grubu için mükemmel olabilirken, 35 yaşında iki kişinin sakin şekilde içki içmek istediği bir akşam için tamamen yanlış seçim olabilir.

Bu nedenle mekan yazılarında sadece “iyi / kötü” demek yerine:

Neden gidilir?
Kim gitmeli?
Ne zaman gidilmeli?
Kim hiç gitmemeli?

şeklinde değerlendirmeler yapmak istiyorum.

8. Dans seviyorsanız Prag ayrı bir dünya

Benim Prag’daki sosyal hayatımın önemli parçalarından biri Bachata.

Dans etmeye başladığınızda şehrin farklı bir sosyal çevresini keşfediyorsunuz. Partiler, workshoplar, festivaller ve dünyanın farklı ülkelerinden insanlarla tanışma fırsatı ortaya çıkıyor.

Prag’daki Bachata ve Latin dans dünyası hakkında da ayrı bir seri hazırlayacağım.

Nerede dans edilir, ilk kez social’a giderken ne yapılır, hangi geceler daha iyi, Prag ile Türkiye’deki dans kültürü arasında ne fark var gibi konular burada olacak.

9. Prag’ın en güzel taraflarından biri konumu

Bence burada yaşamanın en büyük avantajlarından biri Orta Avrupa’nın ortasında olmak.

Hafta sonu karar verip Dresden’e, Viyana’ya, Berlin’e, Bratislava’ya veya başka bir Çek şehrine gidebilmek gerçekten güzel bir özgürlük.

Bazen tren, bazen otobüs, bazen araba.

Bu yüzden blogda Prag dışında da bol bol Orta Avrupa olacak.

Hangi şehre kaç gün yeter?

Tren mi otobüs mü?

Arabaya değer mi?

Nerede konaklamak mantıklı?

Hangisi gerçekten görülmeye değer?

Bunları mümkün olduğunca kendi yaptığım yolculuklardan anlatacağım.

10. Prag zamanla değişiyor

Turist olarak geldiğinizde şehir size çok romantik gelebilir.

Burada yaşamaya başladığınızda ise iyi taraflarının yanında sizi sinirlendiren şeylerini de görüyorsunuz.

Ama bana göre güzel tarafı tam olarak bu.

Bir şehri gerçekten tanımaya, onu sadece sevdiğinizde değil; bazen eleştirdiğinizde de başlıyorsunuz.

Ben burada Prag’ı kusursuz bir şehir gibi anlatmayacağım.

Sevdiğim taraflarını da, “bu neden böyle?” dediğim taraflarını da paylaşacağım.

Çünkü bir yerde yaşamak biraz da böyle bir şey.

İlk başta yabancı olduğunuz şehir, zamanla günlük hayatınızın sıradan bir parçasına dönüşüyor.

Sonra bir gün turistlerin fotoğraf çekmek için durduğu bir yerin önünden kahvenizle aceleyle işe giderken geçiyorsunuz.

Ve sanırım o noktada artık o şehirde gerçekten yaşamaya başlamış oluyorsunuz. :)



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Learn english language as easy as possible ( Listening)

Üniversite Öğrencisinin Mezun olmadan önce yapması gerekenler :)

My bucket-List